Pazar , 22 Ekim 2017

Şangay İşbirliği’nin yolu Doğu Türkistan’dan geçer

Son günlerde Doğu Türkistan’dan yürek yaralayan acı haberler alıyoruz. Küçük Mirzahit’in Kur’an okurken şehit edilmesiyle başlayan sürecin ardından İslami kitapların okunması ve bayanların tesettüre girmesi de yasaklanmış durumda.

Son aylarda Doğu Türkistan’dan insan hakları adına oldukça endişe verici haberler alıyoruz.

Mirzahit adlı 12 yaşındaki çocuğun Kur’an-ı Kerim okurken polislerin şiddetine maruz kalıp öldürülmesi, Doğu Türkistan’daki baskıcı uygulamalarının hangi boyutlara ulaştığını gösteriyor bizlere.

Bölgede bayanların tesettüre uygun giyinmesi yasaklanmış, en temel insani haklardan olan “serbest kıyafet hakkı” hiçe sayılmıştır.

Yine bölgede din öğretiminin neredeyse tamamen yasaklandığı, evlerde okunan dini kitapların bile polis marifetiyle toplanmaya başlandığı bildirilmektedir.

Bugünlerde cemaatle gerçekleştirilen ibadetlerin bile suç kapsamına alındığı duyumlarını da almaktayız Doğu Türkistan’dan.

Çin’de yaşayan diğer ırklara mensup Müslümanların, Doğu Türkistanlı kardeşlerimizden daha rahat ve özgür yaşadıkları da bir vakıa.

Bu bölgedeki baskıcı uygulamalar, bin yıllık Uygur  İslam medeniyetinin son izlerini de yok etmek anlamına mı geliyor yoksa?

Çin’in böyle resmi bir devlet politikası var mıdır bilemem ama, Çin devletinin derin kimi yapıları bu baskıları tetikliyor olabilir.

Çin, İslam alemi, Türk dünyası ve medeni dünya tarafından kabul görmek istiyorsa, Doğu Türkistan konusunda daha şeffaf ve daha adil olmalı artık.

Uygur Türkleri, maruz kaldıkları onca baskı ve zulümlere rağmen ne dillerini, ne milliyetlerini, ne de dinlerini terk etmediler bugüne kadar.

Konfüçyüs felsefesini yücelten, köklerini Çin’in köklü medeniyet ve kültür tarihinde bulan bir halk olsaydılar bugünlerde bu acılara maruz kalmayacaklardı belki de, kim bilir?

Başbakanımızın bugünlerde dile getirdiği Şangay İşbirliğinin lokomotif ülkesi olan Çin ile bir yola çıkılacaksa, öncelikle bu ülkenin “gerçek adalet” bilincine erişmesi sağlanmalıdır.

Tibet, Tayvan, Doğu Türkistan gibi “insan hakları” açısından oldukça sorunlu bölgeleri var Çin’in.

Eğer biz “adalet” ve “hürriyet” anlayışımızı bu birliğe ihrac edemezsek, bu birlikteki kimi ülkelerin kültür damarlarına sinmiş istibdat ve diğer sorun alanlarını kendi bünyemize ithal etmiş oluruz ki, korkmamız gereken de budur.

Açık konuşalım ki, Şangay İşbirliği’nin diğer lider ülkesi olan Rusya’da da aynı adalet sorunları yaşanmaktadır.

Türkiye ise daha “adil” bir medeniyet altyapısını tesis etme potansiyeline sahiptir. Ekonomik kalkınmadan maada, dünyanın “gerçek adalet” özleminin reçetesi, açık söyleyelim ki Türkiye’nin ellerindedir.

Terörün bitmesi ve ülke insanlarının daha adil bir birliktelikle kucaklaşması durumunda Türkiye, kendisini on yıllardır görmezden gelen Avrupa Birliği’nin bile örnek alacağı bir adalet modeli olacaktır.

Şu da bir gerçektir ki, Şangay İşbirliğine dahil olan bir Türkiye, Çin ve Rusya gibi ülkelerde bilhassa Müslümanları ilgilendiren sorun alanlarına daha yakından eğilebilir.

Bu birliğe dahil ülkelerdeki zulme uğrayan toplulukları rahatlatacak “adil” uygulamaların hayata geçmesine de vesile olabilir.

Şangay İşbirliği sayesinde Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan gibi kültür ve inanç köklerimizin ortak olduğu ülkelerle işbirliğini daha da geliştirebiliriz.

Şu bilinmelidir ki, Şangay İşbirliği bizim için nihayi hedef olmaktan öte, nihayi hedefimiz için bir ilk adım olabilir.

Nihayi hedefimiz, Balkanlardan Asya’ya, Afrikadan Güney Amerika’ya büyük bir “adalet” birlikteliğini yani “BALASAFA Birliğini” tesis etmek olmalıdır.

Türkiye, Şangay İşbirliğine girecekse “gerçek adalet” anlayışını bu birliğe üye ülkelere ihraç etmek adına girmelidir.

Suriye’deki zulmü destekleyen “hak güçtedir” zihniyetini darmadağın etmek için bu ülkelerle işbirliğine gidilmelidir.

Bu ülkelerin zindanlarındaki dindarları, tesettüre girmesi yasaklanan Doğu Türkistanlıları, baskılara maruz kalan Tibetlileri uzaktan seyretmek için değil, bu toplumlara “adil” davranılmasını teşvik etmek için bu birliğe girmelidir.

Birleşme konusunu görüşmek adına bu ülkelerle masaya oturulduğunda, ilk gündeme getirilecek konu “ekonomi” değil, “adalet” meselesi olmalıdır.

Sadece Çin’deki değil, Rusya’daki, Özbekistan’daki, Kırgızısitan, Tacikistan ve Kazakistan’daki özgürlük ve adalet sorunları da masaya yatırılmalıdır.

Birileri bizi dinleyecekse, özetle şunu söyleyelim:

Türkiye sözcüsü olduğu ve yakın gelecekte de yayıcısı olacağı “Gerçek Adalet” ilkesinde bir uzlaşma sağlarsa, bu ülkelerle elbette işbirliğine gidebilir ve hatta gitmelidir.

Bu birliğe dahil Müslüman Türk devletlerle birliğini daha da pekiştirebilecekse, Türkiye bu birliğe girmelidir.

Ekonomik amaçlarla değil de, Gerçek Adalet Birliği’ni kurmanın bir ilk adımı olarak bu birliğe girilecekse elbette bu birliktelik hayırlı sonuçlar doğurabilir.

Bu bakış açısıyla bakıldığında Türkiye sadece Şangay İşbirliği’ne katılmakla kalmamamalı,  Afrika Birliğine, Güney Amerika Milletler Birliğine ve hatta Arap Birliğine de fiili olarak dahil olmalıdır.

Arap birliğinin yapısı değiştirilmeli, bu birlik “Ortadoğu Birliği” adıyla bölgedeki diğer unsurları da kucaklayan bir yapı haline geitirilmelidir.

Hatta Türkiye, Kafkas, Balkan, Uzakdoğu birliklerinin öncüsü olmalı, yakın bir gelecekte İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kabuk değiştirmesiyle şekillenecek yeni bir “adalet birliğini” tesis etmelidir.

Şu açıktır ki bu birliğin yolu, adaletsizliğin kol gezdiği Arakan’dan, Suriye’den geçtiği kadar, Karabağ’dan Doğu Türkistan’dan da geçecektir.

Gelecekteki o muhteşem birlikteliğin hatırına, Türkiye bu bölgelerdeki adalet sorunlarını çözmek için etkin bir oyuncu olmakla kalmamalı, en adil çözümleri üreten lider bir ülke olmalıdır.
Daha fazlasını oku: Rotahaber http://haber.rotahaber.com/

Cevapla